Ayşe, Hatay-İskenderun doğumlu. Beş çocuklu çiftçi bir ailenin, dördüncü çocuğu…

Ayşe’nin çocukluk hayali , öğretmen olup kendi köyünün okulunda öğretmenlik yapmaktır ama ilkokulu bitirince babası “kızının okuyup yoldan çıkmasından korktuğu için” okutmaz.

Ayşe çok güzel bir genç kız olur. Okumadığına göre arkadaşlarının yaptığını yapması gerecektir. Yani evlenecektir.

Öğretmen olma hayallerini, evlilik hayalleriyle değiştirir. Artık güzel ve mutlu bir evlilik yapma hayalleri kurar. Kendini seven bir eşi olsun ister, akşam olunca eve çiçeklerle gelen bir eş.

Ayşe’nin talibi çok olur. Babası, yaşı küçük olduğu için evlendirmek istemez ama Ayşe, bir komşusunun söylediği söze kızar ve görücü usulüyle tanıştığı birine “Evet.” der. Ailesi evleneceği kişiyi istemez ama Ayşe, ailesini ikna eder.

Nişanlanır… Arka arkaya gelecek hayal kırıklıklarının ilkiyle yüzleşir. Nişanlısı aşırı ilgisizdir. Annesine ayrılmak istediğini söyler ama “Takılan yüzük geri çıkmaz, hem komşular ne der?” cevabını alır.

Ayşe evlenir. Baş başa yaşamayı hayal ettiği evde, eşinin ailesiyle birlikte yaşamaya başlarlar. Evin tüm sorumluluğu Ayşe’dedir artık.

Henüz on beş günlük evliyken öğrendiği bir gerçekle en büyük hayal kırıklığını yaşayacaktır. Eşinin, evli bir kadınla ilişkisi vardır. Eşinin ailesi çocuklarının kadından kurtulması için Ayşe ile evlendirmişlerdir. Ayşe’nin değimiyle “güzel bir oyuncak” almışlardır.

Eşi evine değil çiçekle, güler yüzle dahi gelmez. Ayşe, hiçbir sevgi sözü duymaz. Eşine “Neden böyle davranıyorsun?” diye sorduğunda aldığı cevap; “Seni bana babam aldı, sevmiyorum seni.” olur.

Ayşe bu gerçeği ailesine söyleyemez. Zaten ailesi dâhil her yere eşinin ailesiyle gitmektedir.

Üç ay sonra hamile olduğunu öğrenir. Artık küçük bir aile olma ümidi vardır. Kim bilir, belki de eşi artık o kadına gitmeyecektir. Ayşe şöyle anlatıyor: “Eşime müjdeyi verdim ama “Baba olacağım!” diye hiçbir sevinç belirtisi göstermedi, kayınpederim “Dede olacağım!” diye daha çok sevindi. “

Ayşe’nin ikişer yıl arayla, üç çocuğu olur. Eşinin huysuzluklarına kıskançlık da eklenir. “ ‘Biri sana baktı.’ dayağı çok yedim.” diyor. “Sen güzelsen, ben de yakışıklıyım.” meramı başlar, kadınlarla birlikte olup eşine anlatmaya hatta kadınlarla tatile gitmeye başlar.

Eşine göre kadınlar ona hayrandır, Ayşe’nin de kıymetini bilmesi gerekmektedir.

Şiddet göstermeye, boşanmakla tehdit etmeye başlar. Ayşe boşanmaktan çekindiği için istemez.

Bu şekilde tam yirmi dört yıl geçer. Çocuklar büyür ve anneye destek olurlar. Beş yıl önce de İstanbul’a yerleşirler. Fakat yirmi dört yıl sabreden Ayşe için bir tokat son damla olur.

Bu sefer boşanmayı Ayşe ister. Ayrılırlar.

Ayşe’yi yeni tanıdım. Güzel ve akıllı bir kadın. Kırkiki yaşında. Ortaokul ve liseyi dışarıdan bitirmiş bu yıl üniversiteye hazırlanıyor.

Ayşe’nin hikâyesi maalesef çok yabancı değil. Ülkemiz kadınına has yaşananlardan bir durum.

Ayşe’yle konuşurken “Gelecekle ilgili beklentilerin nedir?” diye sordum. Doğruyu söylemek gerekirse, yaşam tarzını düşünerek şöyle bir cevap bekliyordum: “Çocuklarımı evlendiririm, hacca giderim, torunlarıma bakarım” vs.

Ama fena yanıldım;

“Ben âşık olmak istiyorum. Hiç duymadığım ‘Seni seviyorum!’ sözünü duymak, çiçek almak istiyorum, özgürlük ve mutluluk istiyorum” dedi.

“Ne çocuklarımın ne de ailemin hayatıma müdahale etmesine izin vermeyeceğim.” diyor.

“Dünyanın en çılgın evlilik teklifini almak istiyorum.” diyerek de temennilerini noktaladı.

İtiraf etmeliyim bizim mahallenin kadınları beni günden güne şaşırtıyor.

Erkekler yandınız, benden söylemesi.

Bir gün sizi de yazmak istiyorum. Yalnız sizi toptan yazacağım çünkü bireysel olarak pek farklı hikâye çıkmaz gibi…

18.10.2014

Leave A Comment