Sosyal medyanın nimetlerinden biri de yazılarım ve Youtube söyleşilerim sayesinde çok güzel insanlarla tanışmam oldu. İnsanların duygu ve düşüncelerini hatta eleştirilerini yazması beni müthiş mutlu ediyor. Birbirimizin bakış açısını genişlettiğimizi düşünüyorum. Kocaman bir sosyal medya ailem var. Dünyanın bir ucunda birilerinin sizi anlıyor olması fevkalade bir duygu. Bu duyguyu yaşatan tüm okurlarıma teşekkür ediyorum.
Bugün sosyal medya aracılığıyla tanıştığım Radoslov Bazarov ile olan söyleşimi okuyacaksınız. Kendisi Ortodoks Hristiyan. Ortodoksluk üzerine Türkçe kitabı var. Kitabının neden Türkçe olduğunu merak ettim. Ve daha birçok merak ettiğim şeyi sordum. Kendisi de içtenlikle cevapladı.
Türkçeyi çok güzel konuşuyorsunuz, Türkiye ile bağınız nedir?
Benim anne tarafım Türk. Bulgaristan Türklerinden… Bu yüzden Türkiye ve Türkçe hayatımda hep vardı. Yani anneyle tarafımın bir kısmı Türk… Üniversiteyi de Türkiye’de okudum.
Sık sık Türkiye’ye gidip geliyor musunuz?
Türkiye’ye genelde yılda bir iki defa geliyorum. Geçtiğimiz mayıs ayında Türkçe olarak kaleme aldığım “Doğu Ortodoksluk Üzerine” isimli kitabım çıktı. Kitap tanıtımı için daha sık gidip geliyorum.

Kitabınızı Türkiye’de yaşayan Ortodokslar için mi Türkçe kaleme aldınız?
Bu konu aslında biraz derin… Uzun zamandır gözlemlediğim şey Türkiye’de ön yargıların olduğu… Hristiyanlıkla ilgili çok fazla yanlış bilgi var. Ve bir korku var. Bu korku yanlış bilmekten kaynaklanıyor.
Kitabınız her dinden insan için öyleyse?
Evet. Zaten kitap küçük ve çok kısa bilgiler içeriyor. Önyargıları yıkmak için hazırlanmış bir kitap.
Örnek verebilir isiniz ön yargılara?
Mesela Türkiye’de hâlâ Noel ile yılbaşının arasındaki farkı bilmeyenler var. Noel Bayramı 24 Aralık’ta kutlanır. Doğu kiliselerinde ise 6-7 Ocak’a tekabül eder…. Yılbaşı ise yeni bir yılın başlanmasıdır. Noel ile yılbaşı kutlamalarının hiçbir bağlantısı yoktur. Ve her yıl yılbaşı birileri çıkıp fetvalar veriyor. Bir örnek daha vermek istiyorum. Geçtiğimiz ay Sümela Manastırı’ndaki ayin sorun oldu mesela. 15 Ağustos, Hz. Meryem’in göğe yükseliş bayramıdır. Dünyanın neresine giderseniz gidin bu böyle kutlanır. Ama Türkiye’de Trabzon’un kurtuluşu ile aynı güne denk geliyor diye sorun oluyor. Bunu bizler anlayamıyoruz. Ayin, bir anma ritüelidir. Bir şehrin kurtuluşu ile bağlantısı yoktur. Ortodokslar, Türkiye ile bağımı bildikleri için “Neden sorun oluyor?” diye bana soruyorlar.
Neden sorun oluyor sizce?
Ben şöyle düşünüyorum. Siz de Trabzonlu olduğunuz için bilirsiniz, şehrin insanları genel olarak muhafazakâr ve milliyetçi… Hristiyanlığı üç tanrılı din olarak görüyorlar ve bu sebeple karşı çıkıyorlar diye düşünüyorum. Bunun gibi Hristiyanlıkla ilgili bilinen çok fazla yanlışlıklar var. Halbuki Hristiyanlık tek tanrılı dindir.
Böyle bir gerekçeyle karşı çıkıldığına ihtimal vermiyorum. Trabzon halkının ayinden rahatsızlık duyduğunu da zannetmiyorum. Birkaç itiraz var, onlarda milliyetçi duygularla tepki veriliyor.
İnanın itiraz edenler yapılan ayinin manevi değerini bilse hiç tepki vermezler. Türkiye’de çok fazla yanlış bilgi ve korku var. Ve kitabı da bunun için yazdım. Milliyetçi davrananların tepkilerinin; Osmanlı zamanında, düşman ülkelerin Türkiye’de yaşayan azınlıkları kullanarak karışıklık çıkarmak istemesine bağlıyorum. Ama Hristiyanlığın çıktığı yer Anadolu’dur. Biz de bu toprakların insanıyız. Yıllarca birlikte yaşamayı başarmışız.

Bu kadar korku varsa, Türkçe olarak yazdığınız kitabınızla Müslümanları Hristiyanlaştırma gibi bir misyonerlik çalışması yaptığınıza dair düşünceler oluşabilir mi?
Ben Bulgaristan’da yaşıyorum ve oradan gelen biriyim ve misyonerliğin de ne demek olduğunu biliyorum. Çeşitli ülkelerde misyonerlik çalışmaları yapılıyor fakat misyonerliği bilen biri bu kitabı okuduğunda misyonerlikle yakından uzaktan alakası olmadığını gayet iyi anlar. Çünkü kitabımda tamamen akademik anlamda bilgi veriyorum. Hiçbir yorum katmadan neye nasıl inanıldığını anlatıyorum.
Aktivist olarak Türkiye dışında Ortadoğu ülkelerinde de bulunuyorsunuz. Oralarda böyle bir korku var mı?
Suriye örneğini verebilirim. Malum Suriye çok karışık bir dönemde… Haziran ayında bir kilise saldırısı oldu. Onlarca kişi öldü yüzlerce kişi yaralandı ve orada şöyle bir eksiklik var. Suriye’ye gittiğimde gördüğüm şey korkunun çok ötesinde… Ölüp ölmemek arasında gidip geliyorlar. Orada yaşayan Hristiyan Ortodokslar için devletin desteği ve güvencesi de yok. Bir kilise harap olduysa kendiniz yapmanız gerekiyor.
Türkiye Ortadoğu’ya göre çok daha güvenli diyebilir miyiz o zaman?
Tabii ki… Türkiye ile kıyasladığımızda bence Türkiye çok bambaşka bir yerde. Burada devlet desteği var. Hatta 2023 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kilis’te Süryani Ortodoks Kilise açılışına katıldı ve kilisenin “Türkiye için bir değer olduğunu” söyledi. Bu çok önemli bir şey.

İktidarın yaklaşımını bir güvence olarak görüyor musunuz?
İktidarın bu konudaki tutumu çok ciddi bir güvence… Düşünün kilisede bir problem olduğunda hemen ekip gönderiliyor. Her ne kadar ibadete gelenleri huzursuz etse de merkezi yerlerdeki kiliselerde devamlı polis otosu duruyor. İktidarın yaklaşımı hem fiziksel hem de belli kesimleri yumuşatması açısından önemli. Türkiye’de Yahudi ve Hristiyanlarla birlikte yaşamanın kültürel bir zenginlik olduğunu ifade edilmesi çok önemli önyargıları yıkmak açısından mühim.
Türkiye’de bulunduğunuz zamanlarda kendinizi ötekileştirilmiş hissettiğiniz oldu mu hiç?
Kişisel olarak böyle bir şey yaşamadım ama arkadaşlarım zaman zaman bunu yaşadıklarını söylüyorlar. Çok küçük bir örnek vereyim; boynunda haç taşıyan arkadaşım tuhaf bakışlara maruz kaldığını anlatmıştı.
Çok teşekkür ederim söyleşi için. Kitabınızı okuyacağım.
Ben teşekkür ederim.


