04/04/2026

Akın Gürlek’e soruyorum…

İBB davasının görüldüğü Silivri’de, 2 Nisan Perşembe gecesi ara karar sebebiyle heyecanlı bekleyiş vardı. Mahkeme heyeti 18 kişiye tahliye kararı verdi.

Ben sizi, ara karar öncesi katıldığım duruşmaya götürmek istiyorum. Süreci sıcağı sıcağına takip etmek ve atmosferi gözlemlemek için Silivri’ye gittim. Gittim derken, öyle kolay olmuyor, söyleyeyim.

Önce evimden TÜYAP’a gittim. Oradan Silivri Otogarı’na giden belediye otobüsüne bindim. Otogardan da cezaevine giden dolmuşa geçtim. Silivri’nin soğuğunu otogarda iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Dolmuşlar belirli saat aralığıyla kalkıyor ve soğukta araçta beklemek durumundasınız. Arabesk müzik eşliğindeki dolmuş yolculuğum, cezaevi durağında son buldu. Ardından duruşma salonunun kapısında beklemeye koyuldum.

Erken saatlerdi ve ortalık çok kalabalık yoktu. İBB’den arkadaşlar da gelince, birlikte içeri alınmayı beklemeye başladık. Beklerken yanımızdan jandarma selam verince üstleri olduğunu anladığım bir beyefendi geçti. Güler bir yüzle bizlere hal hatır sorunca “Neden içeride değil de dışarıda bekletiliyoruz? Hava çok soğuk.” diyecek gibi oldum ama “Ayşe, rahat dur.” dedim.

Saat 10.00’u geçerken bizi içeri aldılar. Duruşmanın yapılacağı salonun önünde beklemeye devam ettik. En azından içerisi sıcaktı ve isteyen kantinden çay ve kahve alabiliyordu. Bu arada kantin fiyatlarının çok uygun belirtmek isterim.

Avrupa Yakası’ndan (Silivri’ye yakın konumdayım) duruşmaya gitmek için sabahın altısında yola çıktım. Anadolu Yakası’ndan gelenler ve her gün bu yolu katetmek zorunda kalanlar için gerçekten zor.

Salona girerken basın mensubu, avukat dışındakilerin telefonları alıyorlar. Arkadaşlar “Ayşe, sen basından değil misin, neden söylemedin?” sorusuna gülümsemekle yetiniyorum. Çünkü benim ne sarı ne de ne de başka renkte bir basın kartım yok. Yazar veya gazeteci olduğumu Google’dan yazılarımı göstererek ispat edebiliyorum ancak.

Zaman zaman kendime üzülmüyor değilim ama sonra diyorum ki: “Ülkende bu kadar mağduriyet varken, seninki nedir?” Övünmek gibi olmasın, kendimi bu konularda çok güzel ikna eder ve gaza getiririm.

Duruşma salonunun önünde beklerken, Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’ın eşi Zehra Hanım’ı ve annesini gördüm. Daha önce tanışmamıştık. Zehra Hanım’a “Ara kararda tahliye bekliyor musunuz?” diye sordum. Gözlerinde ne bir sevinç ne de umut vardı; temkinli bir şekilde beklenti içinde olmadıklarını ifade etti.

Murat Bey’in annesi ise çok sessizdi, tüm duruşma boyunca da öyleydi. Ara kararda Murat Bey’in adını tahliye listesinde göremeyince, Murat Bey’den çok annesine üzüldüm. O an aklıma Akın Gürlek’in babası için söyledikleri geldi. Herkes kendi ebeveynlerinin ve yakınlarının mağduriyetine üzülüyor. Bir hocamızın söylediği gibi: “Adalet olmayan yerde merhamet ararsınız.”

Evet, İBB yargılamasının adil olmadığı düşünülüyor ama en azından merhametli davranılabilirdi. Neden böyle söylediğime gelince, geçen gün Müge Anlı’nın programına Soner Ürkmez adlı bir vatandaş hak aramaya gelmişti. Aradığı hak da şuydu: 4 yıl önce adli tıp raporuyla öldürüldüğü tespit edilen babasının katillerinin tutuksuz yargılanması.

Kendisi şöyle diyordu: “İddianame hazır, fezleke hazır. Fezlekede ‘tutuklanmasına ve ayrı ayrı cezalandırılmasına’ yönelik maddeler varken bu kişiler neden dışarıda? Bu süreç yüzünden mesleğimi bıraktım, insan içine çıkamaz hâle geldim.”

Buradan Akın Gürlek’e sormak isterim: Adalet sistemimiz, bir insanın canına kast edenleri tutuksuz yargılıyor da insanlara hizmet edenleri neden tutuklu yargılıyor?

Yeri gelmişken bir soru da tutuklanan ve hakkında 19 yıl hapis cezası istenen gazeteci Alican Uludağ ile ilgili:

Yine Müge Anlı’dan örnek vereceğim. Programa çıkan ve birini öldürdüğü için 4 yıl hapis yattığını söyleyen bir genç vardı. Başta Müge Anlı olmak üzere herkes, bir cinayetten 4 yılda serbest kalmasını şaşkınlıkla karşılamıştı.

Peki, bu Alican Uludağ isimli arkadaş ne kadar büyük suç işledi ki, bir katilden daha ağır bir hapis cezasıyla yargılanacak?

Duruşma salonuna dönelim. Tutuklu sanıkların avukatları on beşer dakikalık savunma yaptılar. Savunmaları dinlerken, duruşmanın neden canlı yayın olarak yayımlanmadığını anladım.

Tutuklu sanık yakınları seslerini duyurmaya çalışmaları, sanıkların izleyici bölümünden tanıdıklarını seçmeye çalışması… Duygusal ve bir o kadar hüzünlü sahneydi.

Salona giren her sanık, izleyici bölümüne bakıp tanıdığını görmeye çalışıyordu. Kendini göstermeye çalışanlar -çoğunlukla kadınlar- el sallıyor, zıplıyor, sandalyeye çıkıyor ve yüksek sesle sesleniyordu. Jandarma bu duruma herhangi bir müdahalede bulunmadı. Mahkeme hâkimi de ortamı germeyen, espri yapan bir kamu görevlisiydi.

Ekrem Bey ise salona girişte de devamında da kurmaylarıyla seçim çalışmasına katılan bir siyasetçi gibiydi. Ne neşesinden ne de duruşundan bir şey kaybetmiş görünüyordu.

Bir vatandaş olarak, ülkemizin huzuru ve adaleti için bir an önce tutuksuz yargılama yapılmasını istiyorum.

Bunun için de Tayyip Bey’in, yargıya müdahale etmekten ziyade adaletsizliğe müdahale kapsamında bu yaşanan adaletsizliğe son vermesi için gerekli adımları atmasını bekliyorum.

Ben, kendisinden ümidini kesmemiş bir birey olarak bunu bütün kalbimle istiyorum.

 

Leave A Comment