BİR İLAHİYE BU KADAR ANLAM YÜKLEMEK NİYE?
Celal Karatüre, Samsunlu genç bir adam… Roman asıllıymış kendisi. İki arkadaşı ile birlikte “Kâbe’de Hacılar” ilahisini söylüyor. Abdurrahman Önül’ün eserini kendi tarzıyla seslendiriyorlar. Umre ziyaretinden dönenleri karşılamak için yaptıkları bu eylem sosyal medyada ses getirdi. Kısa zamanda tüm Türkiye’yi sardı.
Ardından çeşitli meslek kollarına mensup esnaflar tarafından davet edilerek bir anlamda kendi mekânlarının reklamı yaptırıldı. Ben kuyumcu ile olan videoya denk geldim. Esprili bir çekimdi, rahatsız edici değildi. Ya da şöyle söyleyeyim, ben rahatsız olmadım.
Fakat sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla seküler kesimin bu durumdan rahatsız .
Tüm samimiyetimle söylüyorum, tüm empati yeteneğimi kullandım ama duyulan rahatsızlığı anlayamadım. Yahu ne var? Bu kadar anlam yüklemeye ne gerek var? Evet, söylenen bir ilahi ama ilahiler Kur’an kelamı değil arkadaşlar. Niye bir ilahiye bu kadar kutsallık atfediyorsunuz. Dini alet etmek, ilahinin içini boşaltmak gibi söylemler fazla değil mi?
Muhafazakâr camiada da başka hâller… Bir ilahiyi Türkiye’de trend hâline getirdiler diye Karatüre’yi “aziz” ilan etmeye kadar giden paylaşımlar…
Neden her şeye büyük anlamlar yüklüyoruz ki? Karatüre ve arkadaşları kendi çapında bir şeyler yapmış… Ne güzel düşünmüşler, mahalle arasında böyle bir şey organize etmişler. Ses de getirmiş, bırakın millet keyfini çıkarsın… Ne var bunda bu kadar abartılacak?
Yeni çıkan herhangi bir müziği de insanlar dillerine pelesenk ederler, bunu da etmişler. Ha ilahi olmuş ha türkü… Hepsi bizim toprakların çocukları… Hâlihazırda bu kadar gerilecek şey varken bir de buna mı gerilelim?
RAMAZANDA AVM’LER SÜSLENMELİ Mİ?
Ramazan ayında süsleme veya farklı etkinlikler yapmayla ilgili de bir tartışma var.
Ben bu tartışmaya ramazan ayında AVM’lerin süslenmesi ve özellikle çocuklara ramazan ayına özel etkinlikler yapılması hususunda katılıyorum.
Bunu yaparken de “Yılbaşında AVM’leri süsleniyor da neden ramazan ayında süslenmiyor? Müslüman değil misiniz?” kavgası üzerinden yapmak istemiyorum.
Kavgaya veya birbirimize laf sokmaya gerek yok zannımca.. Ramazan ayında AVM’lerin süslenmesi şık bir davranış olur. Bunun oruç tutmayanlar üstünde baskı oluşturacağını da düşünmüyorum. Müslümanlar için özel bir ay ve şahsen bunun güzel bir şekilde karşılanmasını isterim.
Bir arkadaşımın çocuğu şöyle demişti: “Müslümanlıkta hiç promosyon yok.” Kast ettiği Noel Baba’ydı. Çocukça ama mantıklı bir gözlem aslında… Biz de ramazan ayında çocuklara hediyeler verebiliriz ve onlar için sosyal alanları süsleyebiliriz.
“HAYDİ ÇOCUKLAR CAMİYE” PROJESİ NEDEN TERS TEPTİ…
“Haydi Çocuklar Camiye” projesi çocukları camiye sevdirmek için düşünülmüş bir proje… Projeyi hayata geçirenlerin iyi niyetinden şüphem yok lakin başından bugüne kadar iyi niyetli inananların yaptığı tüm uyarılar dikkate alınmadığından proje adeta “çocuklar camiye, büyükler evine”ye dönüştü.
Projeyi hayata geçirenler; çocuklar camiyi sevsin diye, cami içinde top oynamalarına, yüksek sesle koşuşturmalarına -zemin müsait olsa paten de yapacaklar- izin verilmesinin nasıl bir saçmalık olduğunu bugün muhafazakâr camiada yükselen itirazlardan olduğunu umarım anlamışlardır.
Çocuk yetiştirme hususunda “saçmalayan” ebeveynler olmayı ne zaman bırakacağız. Çocukları özgür ruhlu yetiştirmek veya bir mekânı vs. sevdirmek için kuralsız mı olmak gerekiyor?
Mekân adabı diye bir şey vardır. Bir tiyatroya çocuğunuzu götürdüğünüzde oyun esnasında sessiz olmasını söylersiniz. Yanınızda götürmeniz onun tiyatro alışkanlığı içindir. Camiler de böyledir. Namaz kılan, ibadet eden insanları rahatsız etmemesini söylersiniz. Camiye sizinle birlikte gitmesidir onun hafızasında kalacak olan. Camiden çıkışta sevdiği bir şeyi alırsınız, birlikte zaman geçirirsiniz, budur. Çocuğunuza camiye sevdirmek için diğer insanların hakkına girmek nedir?
Bu hususa yıllar önce yazar Fatma Barbarosoğlu dikkat çekmişti. Muhafazakâr camianın sayılan ve sevilen bir ismidir kendisi. Kadına yapılmadık hakaret kalmadı, çocuk düşmanı ilan edildi. Camiler çocukların oyun alanına çevrildi ve linç yememek adına din görevlileri dâhil kimse ses çıkaramadı. “Çocuk sesinden rahatsız olan camiye gelmesin!” düşüncesine kadar gitti olay.
Ne oldu peki?
Projeyi destekleyenler veya sessiz kalanlar bugün “Ama bu kadar da olmaz…” diyor.
Der, çünkü namaz kılmak sükûnet ister. Camiler toplanma yeridir, herkes gelsin lakin her şeyin de bir sınırı ve var arkadaşlar… Çocukların camide koşturmasına itiraz edenler camiye gelmesin demekle daha Müslüman olunmuyor.
“Ebeveynler öyle istiyor” da bir gerekçe değildir.
Eşlerinin kahve yerine camiye gelmesini isteyen kadınların talebini dikkate alıp, kahve ahalisine, “Gelin okeyinizi camide oynayın” mı diyeceğiz? Ya da ev hanımlarımız camiyi sevsinler diye “Bu ay da altın gününüzü camide yapın.” mı diyeceğiz?
Çocuklarına terbiye vermek istemeyen veya kendi çocuklarıyla uğraşmak istemeyen ebeveynler, çocuklarına terbiye, adap, görgü kuralları vs. öğretmeleri için okulda öğretmenlere, camide hocalara kilitlemesinler. Zira tüm bunlar çocuklara evde öğretilir; okul, camii, sinema, tiyatro gibi mekânlarda ise desteklenir. Çocuk yetiştirmede birinci sorumlu ailedir. Dikkat çekmek isterim ki, çocuk büyütme değil, çocuk yetiştirme… İkisi çok farklı şeyler.
Geldiğimiz son durum ise şöyle özetlenebilir: “Şımarık çocuk yoktur, şımarık ebeveyn vardır.”
Diyanet İşleri Başkanlığını bu hususta önlem almaya davet ediyorum…

