Geçtiğimiz hafta Özlem Gürses’in Youtube kanalına konuk oldum. Konumuz son günlerin çok tartışılan konusu medrese eğitimleriydi.
Programda medrese eğitimlerini eleştirdim ve son yıllarda işi gücü olmayan insanların bir daire tutup medrese açarak, kendilerine bir etiket yaptıklarını, insanlardan para toplayarak geçimlerini sağladıklarını söyledim. Dertlerinin eğitim değil şahsi ikbal olduğunu dile getirdim.
Bu şekildeki medrese eğitiminin özellikle gelir düzeyi düşük çocukları için oluşturduğu tehlikeye dikkat çektim. Zira hiçbir zengin dindar aile çocuklarını merdiven altı medreselere göndermez.
Program sonrası bir ihbar aldım. Medreselerin yoğun olduğu bölgelere uyuşturucu mafyası göz dikmiş. Medrese açıyoruz ayağına uyuşturucu alınıp satılan ve kullandırılan mekanlar açıyormuş. Bu hususu ve çözümünü yetkililere bırakarak şaksıma gelen “Medrese eğitimlerini eleştiriyorsun ama Milli Eğitim’e bağlı okullarda olanlara değinmiyorsun?” eleştirilerine cevap vermek istiyorum.
Konumuz medreseler olduğu için medreseleri konuştuk. Bir tarafı eleştirirken diğer tarafa da bir şeyler söyleme ihtiyacı hissedilmesini doğru bulmuyorum. Milli Eğitim’in birçok eksiği var, okullarda da sorunlar var. Bu ayrı mevzu…
Gerçekleri göz ardı edemeyiz. Öncelikle öğrencilerin veya velilerin şikayetleri resmi kayıt altına alınır. Medreselerde camiaya zarar gelmesin (!) gerekçesiyle sümen altı edilmez.
Öğretmenler formasyon eğitimi aldıkları için öğrencilerin psikolojilerini anlayabilirler. Medreselerde ise önüne gelen, çocuklara eğitim veriyor. Herhangi bir eğitim alınmıyor. Çocuk yaşta olmasa da ben de bir süre medrese eğitim aldım. Yatılı okuldan çıkmıştım, o dönem yasaklar vardı ama ben de okumak istiyordum. Oturduğum semtteki bir kursa gittim. Medrese eğitimi verilen bu kurs disiplinli ve iyi insanların olduğu bir yerdi. Çok güzel insanlar tanıdım ve halen görüşmeye devam ediyorum. İki yıl okuduktan sonra “Gel hocalık yap.” dediler. Ben de “Olur.” dedim. Fakat yapamadım, karakterimin hocalık yapmaya müsait olmadığını fark ettiğim an bıraktım.
Şimdi bakıyorum herkes çok bilmiş ve cesur. Ne işin başındaki sorguluyor ne de ne de işi yapacak olan. Peygamber, “Emaneti ehline veriniz.” Hadis-i Şerifini eğitim için söylemedi mi? Çocuğu emanet ediyoruz bundan ötesi var mı?
Çocukları küçücük bir daireye tıkıp, saçma sapan şeylerle –şeyler diyorum çünkü durumu anlatan başka kelime bulamıyorum– kafalarını doldurup dinimizi bu şekil öğretmek doğru mudur? Öğrenmiyorlar da inanın.
Bir arkadaşım dört çocuğunu ahlaklı, dindar insanlar olsunlar diye medrese eğitimine verdi. Geçtiğimiz günlerde “Keşke çocuklarıma dini eğitimi ben verseydim, normal okula gönderseydim.” dedi.
Mesele geleceğimiz… Bu çocuklar bizim. Sorunlarımızı konuştuğumuzda laik kesimin eline koz vermeyelim diye dertleneceğimize geleceğimiz adına endişelenmeliyiz. Bir şeyleri Allah için yapıyorsak endişemiz rızasını kazanmak olmalı. Ki seküleriyle dindarıyla biz bir milletiz.
Bir diğer gelen eleştiri ise, ailelerin ilgisizliği sebebiyle medreseye verilen çocuklar. Günümüzde medreseye verilen çocukların yüzde 90’ı maddi durumu iyi olmayan ebeveynlerin çocukları. Çok çocuğu olduğu için birini yatılı medreseye vereyim diyen aile de var, evde iyi beslenemez medreseye gitsin de iyi beslensin diye düşünen aileler de var.
Gelir seviyesi düşük ailelerin çocuklarını böyle bir mecburiyete terk edemeyiz, etmemeliyiz.

