06/04/2023

Sümeyye Erdoğan ve Özlem Zengin’i dahi susturan sistem, bize ne yapmaz?

Hep söylüyorum ve söylemeye devam edeceğim… Muhafazakâr kadınların yalnızlığı, öyle kamuda ve eğitim alanlarında başörtü yasağını kaldırmakla bitecek bir şey değil. Buna İslami camiada “Aileye zarar veriyor.” gerekçesiyle karşı çıkılan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunla ilgili tartışmada, başörtülü Özlem Zengin konuşamayacak duruma getirilmesiyle bir kez daha şahit olduk.

Zengin’in şu açıklamaları bana göre çok vahim. “Yorgunum. Yalnızlıktan da yorgunum, camiamızın içinde bulunduğu durumu değerlendirirken de hüzün duyuyorum. Ben tartışılamaz demedim. Keşke daha insani, seviyeli, İslami bir ortamda tartışabilsek… Hedef hâline geliyum. Sayın bakanımız açıklama yapıyor, Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamaları var ama ben bu konuda ne zaman bir şey söylesem normali çok aşan bir hedef olma hâli ortaya çıkıyor. Sadece Twitter’dan değil, çok düzenli ve planlı bir saldırıya dönüşüyor. Bununla da kalmıyor, telefonuma yüzlerce tehdit mesajları alıyorum. 

Bu sözleri söyleyen kişi, tam 20 yıldır iktidarda olan ve başörtüsüne serbestlik vermekle övünen bir siyasi partinin başörtülü Grup Başkanvekili… Kendisini tehdit eden İslami camia… Destekleyen de muhalefet. Gerçi muhalefetin desteklemesini “Muhalefet destekliyorsa doğru yapmıyordur.” düsturuyla değerlendirenler de azımsanmayacak kadar çok ama içinde bulunduğumuz durum bir hayli ilginç.

Sadece Özlem Hanım değil susturulan. İstanbul Sözleşmesi’ne destek veren KADEM de İslami camia tarafından sert bir şekilde eleştirildi ve dikkat ederseniz uzun süredir sesi çıkmıyor. Üstelik KADEM’in kurucusu Sümeyye Erdoğan Albayrak… Tayyip Bey’in kızı…

Düşünebiliyor musunuz? Bir kadının arkasında “baba” kimliğiyle Cumhurbaşkanı var, diğerinin arkasında ise “parti başkanı” kimliğiyle Cumhurbaşkanı var. Ve Cumhurbaşkanı’na rağmen iki kadın da sırf kadınların haklarına sahip çıktıkları için hedef tahtasındalar.

Ve bir Allah’ın kulu da kalkıp tek kelime etmedi…

Ve ne yazıktır ki; Cumhurbaşkanımız, partisi seçimi kaybetmesin diye kadın haklarımızın kaybına sessiz kaldı.

Sormak istiyorum;

Başörtülü kadınlara en ufak bir hakaret hatta imada bulunulduğunda yumruğunu masaya vuranlar neden bu olayda sessizliğe gömüldü?

İslami camianın, başörtülü kadınlara hakaret etme ya da daha da ileri gidip onları tehdit etme hakkı mı var?

Bir kadın hukukçunun veya siyasetçinin kendi hakkını ilgilendiren bir hususta konuşma hakkı olmayacak mı? Ne yapacak yani; konuşma metnini onaylaması için önceden eşine, ağabeyine filan mı verecek?

Bir tarafta “Cennet, annelerin ayakları altındadır.” hadisini söyleyip diğer tarafta kadının ifade özgürlüğünü gasp etmek nasıl bir ikiyüzlülüktür?

Ve hemcinslerime birkaç şey söylemek istiyorum… Bugün kadınların hakları için bir siyasi partinin grup başkan vekili dahi susturuluyorsa, susturulmaya çalışılıyorsa yarın büyük büyük unvanları olmayan bizlerin hiçbir konuşma hakkı olmayacağını unutmayın. Bugün Özlem Zengin’in hissettiği yalnızlığı yarın siz hissedeceksiniz.

Bu olaya istinaden şahit olduğum iki olaydan bahsetmek istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde, sevdiğim ve değer verdiğim bir hocam vefat etti. Vefatının ardından yakınları ve talebeleri tarafından Whatsapp durumlarından ve sosyal medyadan başsağlığı mesajları paylaşıldı.

Biliyor musunuz, mesajlarda hocamın adı yoktu. Bütün gönderilerde kendisinden “filanca kişinin eşi” olarak bahsediliyordu. Muhtemelen adı namahrem diye yazılmamıştı. Ne enteresandır ki; Peygamberimizin eşi Hz. Hatice’yi, Hz. Aişe’yi ve kızı Hz. Fatıma’yı adıyla ananlar, aynı dinin mensubu bir başka kadını kendi adıyla anmadılar. Öyle ya, herhalde Peygamber’in ailesindeki kadınlar namahrem değildi… Yapmayın Allah aşkına…

Hocamın adı, Fatma Çetin’di… Kendisini açık görüşlülüğüyle, sıcak ve samimi sohbetlerimizle hatırlayacağım… Allah rahmet eylesin.

Diğer bir olay ise son günlerde özellikle muhafazakâr camiada revaçta olduğunu öğrendiğim bir davetiye olayı. İslami camiada moda olan yeni konsept şöyle: Davetiyede erkeğin ismi açıkça yazıyor ama kadının ismi yazmıyor. Kadının adı yerine “Zevcesi” yazılıyor. Sebep ise kadının adının namahrem olması(!) imiş. Genç kızlarımız da çok etkileniyor ve kendilerini özel hissediyormuş bu durumda.

Ne diyeceğimi bilemiyorum hakikaten. Oldu olacak, doğduğunda kız çocuklarına “Kuran’dan bir isim” bulmakla veya Peygamberimizin ailesindeki kadınların isimlerini vermekle falan uğraşmayalım… Evleninceye kadar “Falancanın kızı” evlendikten sonra “Filancanın zevcesi” olarak seslenilsin.

Benden söylemesi; bu fantezilerin sonu hiç hayra alamet değil.